Toplantıya Katılmak ile Toplantıyı Yönetmek: İş İngilizcesinde Fark Yaratan İfadeler
Bir toplantıda yer almak başka, o toplantıda aktif rol oynamak başka. İkisi arasındaki fark çoğu zaman ne kadar iyi İngilizce bildiğinizle değil, hangi ifadeleri ne zaman kullandığınızla ilgili.
Yıllarca kurumsal şirketlerde çalışan profesyonellerle yaptığımız derslerde gördüğümüz şu: çoğu kişi toplantıda var, ama toplantıda değil. Orada oturuyorlar, anlıyorlar, fikirleri var — ama söz almıyorlar, yönlendirmiyorlar, tartışmayı şekillendirmiyorlar.
Bu sadece bir özgüven meselesi değil. Büyük ölçüde araç meselesi. Doğru ifadeleri bilmek, o ifadeleri kullanma cesaretini de beraberinde getiriyor.
Toplantıya Katılmak: Temel Düzeyde Var Olmak
Toplantıya katılmak dediğimizde kastettiğimiz şu: sorulara cevap vermek, gerektiğinde kısa fikirler paylaşmak, anlamadığında sormak. Bu düzeyde işe yarayan ifadeler nispeten basit:
"That's a good point." — Biri bir şey söyledi, onayladınız.
"I agree with that." — Aynı fikirdeyim.
"Could you repeat that, please?" — Anlamadım, tekrar eder misiniz?
"I'm not sure I understood correctly — do you mean...?" — Yanlış anlamak istemiyorum.
Bu ifadeler toplantıda var olmanızı sağlar. Ama toplantıyı yönetmek için yetmez.
Toplantıyı Yönetmek: Aktif Rol Almak
Toplantıyı yönetmek, moderatör olmak anlamına gelmiyor. Kendi gündeminizdeki konuyu öne taşımak, tartışmayı yönlendirmek, farklı bir bakış açısı getirmek — bunların hepsi yönetici rolü.
Bu düzeyde kullanılan iş İngilizcesi ifadeleri şöyle:
Söz almak için: "If I could just jump in here..." veya "I'd like to add something to that."
Konu dışına çıkıldığında geri getirmek için: "Let's bring this back to the main point." veya "That's worth discussing, but maybe we can come back to it later."
Farklı bir görüş sunmak için: "I see it slightly differently..." veya "I take your point, but have we considered...?"
Özet yapıp yönlendirmek için: "So what we're saying is..." veya "To summarize before we move on..."
Karar almaya yönlendirmek için: "Can we agree on this?" veya "What's our next step here?"
Bu ifadelerin gramer açısından özel bir karmaşıklığı yok. Ama çoğu profesyonel bu cümleleri toplantı bağlamında, gerçek zamanlı olarak kullanmayı hiç pratik etmemiş.
Neden Bu Fark Bu Kadar Önemli?
Toplantıya katılan biri bilgi alır. Toplantıyı yöneten biri ise o toplantının sonucunu şekillendirir.
Uluslararası bir projede, yabancı bir müşteriyle veya çok uluslu bir ekiple çalışıyorsanız bu ayrım kariyerinizi doğrudan etkiliyor. Sessiz kalan değil, tartışmayı yönlendiren kişi lider olarak algılanıyor. Bu tamamen bir algı meselesi — ve o algı büyük ölçüde dil becerisiyle kurgulanıyor.
Geçiş Nasıl Olur?
Bu geçiş bir anda olmuyor. Ama kasıtlı pratikle oldukça hızlı gerçekleşiyor.
Önce bir toplantıda tek bir aktif ifade kullanmayı hedefleyin. Sadece bir tane. "I'd like to add something to that" ya da "Can we agree on this?" Bir toplantıda bir kez söyleyin. Bir sonraki toplantıda iki kez.
Bunu yaparken fark ettiğiniz şey şu olacak: karşı taraf tepkisini değiştirmiyor. Kimse "sen bu ifadeyi kullanamassın" demiyor. Aksine, toplantı normale devam ediyor. Ve o his — "söyledim, oldu" hissi — bir sonraki seferi çok daha kolay hale getiriyor.
İş İngilizcesinde toplantı yönetimi, teknik bir beceri değil. Doğru ifadeleri, doğru zamanda kullanma alışkanlığı. Ve her alışkanlık gibi, bu da ancak yaparak kazanılıyor.
Bir sonraki yazımızda toplantıda fikrinizi savunmak ve itirazlarla başa çıkmak üzerine konuşacağız — çünkü söz almak yeterli değil, söyledikten sonra ne yapacağınız da o kadar önemli.
Bu konuyu bire bir pratikle pekiştirmek istiyorsanız, REL Academy'de ücretsiz deneme dersinizi alabilirsiniz. Seviyenizi belirliyoruz, hedeflerinizi konuşuyoruz ve size özel bir program oluşturuyoruz.
